22 Nisan 2015 Çarşamba Güncelleme 15:17

Sorunları Çocukluktan mı Gelir?

babanın davranışlarında tutarsızlık çocuğun davranışlarına da tutarsızlık olarak yansır.

Son yıllarda birçok ailenin korkulu rüyası olan ergenlik döneminin gençler ve aileler için sancılı geçmesinin bilindik ve genellenmiş nedenlerinin yanı sıra gözlerden kaçan en önemli nokta; ergenlik döneminin sadece öfke krizleri, iletişim kopukluğu, kuşak çatışması, karşı gelme olmadığının farkına varılmasının önemidir. Hayatın temelini çocukluktan oluşturduğumuzu düşündüğümüzde ailenin tutumu ve davranışları büyük önem arz etmektedir. Anne babanın davranışlarında tutarsızlık çocuğun davranışlarına da tutarsızlık olarak yansır. Bu durum çocuğun kavram karmaşasına neden olarak çocuk neyin "doğru" neyin "yanlış" olduğunu ayırt edemez.

Anne babanın ilgisiz davranışları ise aile ile çocuk arasında iletişim kopukluğu yaratırken, çocuğun fark edilmek için çeşitli problem davranışlar göstermesine neden olur.
Anne babanın serbest davranışları, evde çocuğun egemenliğinin hüküm sürmesine neden olur. Bu durum ise çocuklarda bencillik, paylaşma duygusunun yoksunluğuna neden olarak okul hayatında çocuğun sıkıntılar yaşamasına neden olur.
Anne babanın sert ve otoriter davranışlarında da çocuk kendini güvende hissedemez. Ya isyankar bir davranış ile kendini korumaya alabilir ya da sürekli yanlış yapmaktan korkan hassas bir kişiliğe sahip olabilir.
Anne babanın sergilemesi gereken davranış tutumu ise; güven verici, hoşgörülü ve destekleyici olmalıdır. Bu tutum çocuğun özgürce karar verip aldığı bir ortamdır. Çocuk aldığı kararların sorumluluğunu da üstlenebilir ve davranışlarında tutarlılık oluşturur. Anne babanın bazı kısıtlamalarının dışında çocuk özgürdür ve karar verebilir. En önemli nokta ise ailede var olan sevgi- güven ilişkisi ile çocuğa konulan kısıtlamaların çocuğun iyiliği için olduğunu iki taraf da farkındadır. Bu durumu ise çatışmaya girmeden her iki taraf da sevgiyle kabul eder.
Çocuğunuz ile iletişimin temellerini bebeklik ve çocukluk döneminde atarsınız. Sağlıklı iletişim kurmanın yolu ise çocuğunuzu bir birey olarak görmek, ona ve yaşamına saygı duymaktan başlar.
Çocuğunuz ile yaşamınızın her anında paylaşım içerisinde olmanız çok önemlidir. Paylaşım onu alışveriş merkezine götürüp ona istediğini almak ya da her gün sürekli isteklerini karşılamak değildir. Paylaştığımız yemeğin keyfini çıkarmaktır. Yaşadığımız evde birbirinize alanlar oluşturmak, ortak kararlar alabilmektir. Çocuğunuzun yaşı ister 2 ister 12 olsun, onun yaşına, ilgisine göre onunla oyunu, oyuncağı, mekanı ve en önemlisi anı paylaşmaktır.
Çocuğunuzun ilgi alanlarına saygı duyun ve destekleyin. Sanat ve yaratıcılığın çocukluk döneminde önemi büyüktür. Resim yapma, yaratıcı drama, taklit becerileri, müzik ve dans gibi daha birçok alanı öğrendikleri andan itibaren hayatlarına adapte ederler. İlgilendikleri ve oynadıkları oyunlar, yaptıkları çalışmalar çocukların ifade dilidir. Bu dönemde çocuklarınızın yaptığı çalışmaları desteklemeniz ve onlarla bu çalışmalar ile iletişim kurmanız da hem onun özgüvenini desteklerken aranızdaki sevgi bağını güçlendirecek hem de sizin onun yanında olduğunuzu hissettiğinde kendini güçlü ve güvende hissedecektir.
Çocukların hayatınızın içinde olduğunu unutmayın! Çocuklar sizlerin yaşantınızın ve hissettiklerinizin farkındadırlar. Onlar biz yetişkinlerden çok daha objektif bir kişilik analistleridir. Bu nedenle çocuğunuzun evdeki huzurun ya da huzursuzluğun farkında olmadığını düşünmeyin.
Çocuğunuz ile beraberken yaşanılan olumlu/ olumsuz bir olayda çocuğunuzu görmezden gelmeyin. Bu çocuğunuzun kendisini yok gibi saymasına neden olabilir. Onun orada olduğunun farkında olduğunuzu ve onun yanında olduğunuzu hissettirmeniz, onun anlayacağı bir dille konuşmanız önemlidir. Böylelikle kendini anne ve babadan ayrı bir birey olarak hissederek özgüveninin temellerini atmış olacaksınız.
Çocuğunuza olduğundan fazla anlam yüklemeyin. Çocuğunuzla olan iletişiminiz ve yaşantınızda sadece o varmış gibi davranılmamalıdır. Bu durum çocukta var olan benlik bilincinin dışında başkalarının varlığını kabul etme ve saygı duyma, paylaşma gibi değerlerin eksik kalmasına neden olabilir. Aynı zamanda girdiği okul ortamında ve çevrede psikolojik sorunlara, problem davranışlara neden olabilir.
Çocuğunuza aşırı korumacı yaklaşmayın. Çevresini deneyerek ve deneyimleyerek öğrenmesine izin verin. İlk defa yenilecek bir yemeğin tadının nasıl olduğunu ancak tattığımızda bilebiliriz. Çocuklarımızın ilk öğretmenleri bizleriz. Öğrenecekleri ise çevresindekilerdir. Bir çocuğu ne kadar kısıtlı mekan, kısıtlı insan, kısıtlı ( maddesel ) imkanlar ile yetiştirirseniz hayata olan bakışlarını çerçevelersiniz. Çocuklarınızı tehlikelerden, dış dünyanın kargaşa, gürültüsünden ya da tehlikeli olduğunu zannettiğiniz imkanlardan ne kadar kısıtlar ve onu sürekli olarak kanatlarımızın altında tutarsak, yürümenin, keşfetmenin ve yaşayarak deneyimleyerek öğrenmenin nimetlerinden mahrum etmiş oluruz.
Çocuklarınızla iletişiminizde sakin ve sabırlı olmalısınız! Bitmek bilmeyen sorularının ardında sizden öğrendiği bir bilgiyi kullandığında aldığınız mutluluğa odaklanın.
Yukarıda belirtilen maddelerde bulunan tüm bu uygulayacağınız davranış şekilleri çocuğunuzun kişilik temellerinin sevgi, güven ve güç kaynaklarından beslenerek atılmasını sağlar.
Ergenlik döneminden önce birbirini dinlemeyen bir iletişime sahip ailede ergenlik döneminde bu iplerin tamamen koptuğu gözlemlenir. Ergenlik döneminde arkadaş çevresi aileden daha önemlidir. Bu nedenle anne babanın bu ani değişikliğe karşı göstereceği tutum ergenlik döneminin nasıl geçeceğini belirleyen bir faktördür. Ama şu unutulmamalıdır ki çocukların ergenlik döneminde arkadaş çevresine olan ilgisi ve bireysel özgürlük kavramının keşifleri anne babayı kaygılandırsa da arkadaşlarını seçecek olan çocuğunuzun kişiliğini ve değer yargılarının temellerini sizler atarsınız. Çocuğunuzu yetiştirirken; %30 öğrettikleriniz, % 70 davranışlarınız onu etkiler ve çocuğunuzu hayata hazırlar, onun hayata karşı olan duruşunu belirler.
Sevgi, güven dolu, mutlu ilişkilerin bulunduğu ailede yetişen çocuğun/ bireyin okul çağı, ergenlik dönemi, ilk gençlik diye adlandırılan, bizlere "sancılı süreç" olarak empoze edilen dönemlerin bebeklik ve çocukluk döneminin izlerini taşıdığını unutmamalıyız. Ergenlikte birey olma duygusu içindeyken savaş halinde olmasına etken bizleriz. Bütün bunlar yerine çocuğunuzu birey olarak kabul edip bu duyguyu çocuklarımıza yaşatırsak, onların ergenlik dönemini fiziksel değişimleri ile gençliğe ilk adım olarak görmesini sağlayabilir büyüme ve gelişme yolculuğunda her dönemin keyfini çocuğunuzla sürebilirsiniz.
Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı Gözde Erdoğan / makaleden alıntıdır.
BİZE ULAŞIN